Ağustos 1071 yılında Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan Anadolu'nun kırılmaz denen
kilidini kırmış oldu. O döneme kadar Emevilerin 6 asra kadar uğraşıp Avasım adını verdikleri
askeri şehirler kurup sürekli akın yaptıklarında bile kırılmayan kilit bir Türk'ün karşısında
dayanamadı, Emeviyye İslam Devletinin İstanbul'a kadar gitmesi hatta İber Yarımadasını
yurt edindikleri halde, Anadolu'ya girmeye bile teşebbüs edemediler, lakin Sultan Alparslan
inancı ve yüce Türk milletinin kudretiyle bu fethi gerçekleştirmiş oldu..
Benim fakülte hocalarımdan Ahmet Akşit bu konuyu şöyle dile getirmekte idi: Anadolu'yu
Türklere bizzat bıraktılar çünkü Türkler öyle bir milletti ki yıkıcı değil yapıcı idi. Bu tezini neye
göre savunduğunu sorduğumda evladım Adana Pozantı gülek geçidi üstüne Bolkar dağları
derler bu dağların adının Avrupa'da yaşayan Bulgar Türkleri'nden alır, Bizans tarafından bu
Türkler gülek geçidinden Arap akınlarını engellemek adına şehir kurulmuş ve paralı askerlik
yapan Türklere bırakılmıştı, diyerek bizi aydınlattı. Yine aynı zamanda Türkler kiliseleri
yıkmak yerine cami ve medrese yapmakla meşgul oluyorlar, güzide eserleri yıkmıyor sahip
çıkıyorlardı. Yinede biz bu yurdu kolay yurt edinmedik kolayda vermeyiz derdi.
Anadolu'dan Türkleri atma çabası haçlı seferleri ile sürmeye devam etti. Avrupa'nın içlerinde
yaşayan fakir insanlar zenginlik ve cennet umudu ile kandırılıp Antakya'yı fethe diye çıktıkları
yolda Anadolu'dan öteye gidemediler, çünkü karşılarına güçlü Türk milleti çıktı. Yine o
dönem Anadolu Selçuklu Devleti'nin hüküm sürdüğü sırada bir grup haçlı birliği yolunu
kaybedip sefil oluyorlar hatta Ermeniler tarafından soyulup ölüme terk edildiği sırada yine
onlara elini uzatan, Türk milleti olmuştu… oysa bizim düşmanımız olan haçlılar o dönem
başşehrimiz olan İzniği kaybetmemize vesile olmasına rağmen yinede kin tutmuyor onlara
şefkat gösteriyoruz, bu durum karşısında başka hiçbir millet biz kadar sahiplenici tavır
sergileyemez.
Şimdi biz bu kısa tarihimizden sonra şu konuya değinelim yıl 1881'e gelindiğinde Devlet-i
Osmaniye büyük bir borç batağına batmış çıkamıyordu. Bu nedenle Sultan II. Abdülhamid
Duyun-u Umumiye idaresini kurarak iflas bayrağını çekmiş oldu. Yabancı devletler Devlet-i
Osmaniye'nin parsellenmeyen arazilerini paylaşmaya başlayacak ve birtek Osmanlı toprağı
bırakmaya niyetleri yokken I. Dünya Savaşı patlak verdiğinde Osmanlı saf dışı bırakılmış,
savaşa dahil edilmek istenmemiştir. bunun nedeni zaten kolayca alacağın ülke ile neden
savaşacaksın değil mi?
Ancak öyle olmadı Osmanlı bu bataklıktan çıkma gayretiyle girdiği harpten hezimetle çıktı.
Savaş sonrası Anadolu'da bir karış toprak kalmadı, şuan yaşamış olduğumuz güzide
şehrimiz Eskişehir dahi işgalden nasibini aldı. Lakin o gün gelene kadar işte kaderdir ya yine
26 Ağustos 1922 yılına gelindiğinde Mustafa Kemal Atatürk'ün Kocatepe'de Büyük Taarruzu
başlatması ve tüm kuvvetlerle işgalci Yunan ordularının üzerine yürümesiyle, Anadolu artık
Türk yurdu olduğunu kanıtlamış ve Alparslan'ın açmış olduğu kilit Türkler tarafından
kilitlenmiş oldu… 30 Ağustos zaferinin gurur verici tablosu ile Mustafa Kemal Atatürk tarihi
sözünü dile getirmiştir. ORDULAR İLK HEDEFİNİZ AKDENİZ
"11 Ekim 1922'de imzalanan Mudanya Ateşkes Antlaşmasıyla tüm yurtta savaş sona ermiş
ve artık Türk milleti Mustafa Kemal Paşanın zekası ve çevikliği ile yurdumuzu kurtarmayı
başarmış olduk"
Alpaslan İbrahim YALÇINKAYA